28 Kasım 2011 Pazartesi

Children Of Men

Hadi sizi bir dertten ve bir avuç TL den daha kurtarayım dedim, sonuna kadar izledim.
Siz izlemeyin diye...

25 Kasım 2011 Cuma

The Company Men

The company men!!!

Çok sıkıcı geldi bana tamamlamakta zorlandım açıkcası. Yıllarca aynı şirkette çalışıp, krizde işini kaybeden 3 arkadaşın! hikayesi.

Çok cazip değil ama yine kadroyu ön plana çıkartırsak, sevenleri izlesin derim. (Kevin Costner sevenler değil tabi ki.)

24 Kasım 2011 Perşembe

Zaman Yolcusunun Karısı


Arşivde bekledi biraz, bu akşama kısmetmiş... Fikir güzel, kitabı daha da güzelmiş, filminde biraz sıkıntı var, ya da biz ortalama zekalarımızla tam vakıf olamadık ama boşluklara takılmazsanız, seyredilir...
Eric Bana'nın genetik ve mucizevi bir yeteneği var, zamanda yolculuk edebiliyor ama bunun süresini, zamanını, yerini vs. belirleyemiyor, olayları değiştiremiyor, bir de yanında hiçbirşey taşıyamadığı için her kayboluşta tamamen çıplak kalıyor (bu önemsiz bir ayrıntı) Zamanda gezerken de bir annesiyle, bir karısının çocukluğuyla karşılaşıyor, daha fazla ayrıntıya girmiyorum, iyi seyirler diliyorum...
dipnot;
1) Bizler, eşlerimizin meslekleriyle ilgili çok şikayet etmeyelim, zaman yolcusunun karısı da olabilirdik... Neler neler çekti o kadın...

2) 90 larda bir dizi vardı, yine zamanda yolculuk yapan bir adam vardı, onu hatırladım, çok aradım görselini bulamadım... Bayılırdım küçükken...

23 Kasım 2011 Çarşamba

The Holiday

Bugünki filmim bu..! Romantik filmlerden hoşlananların kaçırmaması gereken bir film...

Yalnızlık mı hissediyorsunuz, özlem mi çekiyorsunuz, sevgilinizden yeni mi ayrıldınız, hayatınız çok mu monoton, Jude Law, Jack Black, Kate Winslet ve Cameron Diaz hayranı mısınız,
k-a-ç-ı-r-m-a-y-ı-n.....

Yarın ki filmde görüşürüz. The Company Men izlemeye çalışacağım.

22 Kasım 2011 Salı

Tresspass

Nicolas Cage dedim, Nicole Kidman dedim, ne film olur dedim... olmadı... Olduramamışlar. zahmet etmeyin derim. Zahmet ettim pişmanım...:(


17 Kasım 2011 Perşembe

Before sunrise- Before sunset



Bu iki film yılllaaaaarca listemde durdu, seyredemedim. Zamanı gelmemiş demekki. Bu arada beklerken yıllanmış, da ha lezzetli olmuş. İkisi de güzel. Aralarında 9 sene var iki filmin, üstelik -ilki beğenilen filmin devam filmi hayal kırıklığıdır! mottosunu da yıkmış, 90'lara özlem duyanlar kaçırmasın...
Kısaca konuyu da özetlemek ister deli gönül;
Ethan hawke ve Julie delpy trende tanışıp sohbet etmeye başlarlar, elektrik alış-verişi doğar, Ethan h. Julie d. yi ikna eder, Viyanada inerler, gün doğana, sun rise eyleyene dek yürürler,konuşurlar, ve bir sene sonra aynı yerde buluşmak üzere söz verirler, buluşabilirlermi, bu da ikinci filmin konusu işte...

5 Kasım 2011 Cumartesi

Behzat Ç. Seni Kalbime Gömdüm




Aklınızın alamayacağı kadar Behzat Ç. hayranıyım.Dizinin nerdeyse tüm replikleri ezbere bilirim.Filmi gelecek diye yazdan beri tırnaklarımı kemiriyorum.Hayatımda ilk defa yaz bitsin ekim gelsin istedim.Hep senin için Behzat.Ben senin için açan çiçeklerden, sıcak havalardan, tiril tiril elbiselerden vazgeçtim.Yok bu çok duygusal oldu.herneyse:)



Filmin vizyona girdiği ikinci gün gittik aslında.Bu kadar geç yazıyorsam, bu kadar hayranı olduğum bir filmi, en güzel haliyle anlatmak istememden(valla bak).
Ha post'u gönderdikten sonra eminim gene beğenmekte zorlanıcam zira yazarak birşeyleri anlatmam genelde pek mümkün olmuyor..Herneyse volume 2:)

Benim gibi bir deli Behzat Ç. hastasıysanız film isterse hiçbir şeye benzemesin gene de deli olursunuz.Neyse ki film bu kadar basit değildi.Birincisi bu kadar komik olabiliceğini eminim kimse düşünmemişti.Çok çok uzun zamandır bu kadar güldüğümü hatırlamıyorum."Marksist Ülkücü" hala kulaklarımızda.Artık bana siyasi görüşümü soranlara "ülkücüyüm, lakin en marksistinden." diye cevap veriyorum.

Harun'un "Ulan benim babamda emekli bu Red Kitt benide gömmesin?Hayır ben onu hertürlü gömerim o ayrı!" demesi,

Akbaba'nın "Ne haymanası ya ben 3 gündür evde bira içiyorum." repliği,

Tahsin müdürün 4 tane rus için "Bi ahlak büroyla görüşiyim.." demesi,

Harun'un cinayet üzerinde "Abi eğer bu mantığı yürütürsek adamların köpeğin yavrusuyla bi sorunu olması lazım" şeklinde ki inanılmaz tespiti,

Hayalet'in bir türlü bulamadığı tabut için "Amirim allah aşkına bana böyle tabut mabut buldurma ya, bana yaşayan, nefes alan bir şey söyle, ortalığın *** koyayım, patoz edip getireyim ama beni böyle cansız cansız şeylerle uğraştırma ya!"

Pembo'nun tabuttan "Küfür yok lan yavşak!" diye fırlaması,

Akbaba'nın Tübitak'tan mısınız? sorusuna "Yok lise 2 terkim" cevabı,

Behzat'ın amirlerine "Adam katil, insanları gömüyor. siz de burada gerçekleri gömüyorsunuz; siz de katilsiniz." çıkışı,

Savcımın anlam veremediğim(sanırım her kadın gibi:) anlayışlı halleri,

Behzat'ın Songül'ü kızı gibi mi yoksa bir kadın gibi mi sevmek arasında kalması,

Ve en sonunda Songül'ün ölmesi..

İşte beklenen Behzat Ç. filmi buydu zaten.Başkası olsa Songül çoktan kurtulmuş, dramatik hastane sahneleri fıldır fıldır dönmüş, savcı çoktan çekip gitmişti..
Behzat böyle gerçek işte..

Gerçi Emrah Serbes'in Son harfiyat romanını okuyup filme gidenler Red Kit'in olayının bu kadar basit ve psikopatça işlenmiş olmasına biraz bozulmuşlar.Red Kit'in vermek istediği sosyal mesajın yerine gitmediğini, tam olarak yansıtılamadığını düşünenler var.Doğrudur.Kitabı özel olarak okumamayı tercih ettiğim(maksat filmden tat almak) için yorum yapamıyorum.

Gel gelelim güzel filmdi azizim.

Gene olsa gene giderim..Gitmediyseniz gidin derim.

Bu arada Red Kit'in derdi benimle..Benimde annem emekli hehe:)

4 Kasım 2011 Cuma

Deli deli olma

* Bir güzel film daha; Deli Deli Olma. Çocuklar bu işi biliyor. Çok sevimli, bilmiş bir kız çocuğu var, adı da; ALMA!

* 'Up in the air' Diye bil film, bence ilginç, güzel olmuş. Senaryo ödülü de aldı sanırım. Bizim Orhanın anası da oynuyor, hatunu beğeniyorum çok.

Ortaya Karışık


Durudan sonra bütün kalelerime girildiği ve bütün hobilerim zaptdediği üçün kendime ayırabildiğim kısıtlı zamanlarda, okuyorum ya da ferhatçımla film seyrediyoruz. Genelde de başladığımız filmi bitmeden birimiz uyuya kalıyoruz ya da sonraki günün enerjisinden harcamamak için yarıda bırakmayı seçiyoruz. Bazen bir hafta sürüyor, bir filmi bitirebilmemiz. Bu ay Bunları seyrettim köşemizin ilk filmi, Dorian Gray; hiç beklemediğim kadar iyi çıktı.Oscar Wilde hikayesinden uyarlanmış, güzel güzel.
2. si The imaginarium of doctor parnassus; ki gerizekalı bir film, ama şaşırttı beni, şöyle ki, filmi seyretmeden herhengi birşey okumamıştım, afişine de dikkatli bakmadım. Kendime diorum ki ,
-bu esas oğlan, jony depp galiba, yok yok, judd love, yok canımmm colin farrel bu, yok yok hiç biri değil
aslında şuymuş, Baş rol oyuncusu, heath ledger, filmin büyük bölümünü çektikten sonra, evinde ölü bulunmuş, kalanını da yakın arkadaşlarından oluşan bi kadroyla tamamlamışlar.

3. numero; Vavien; ikili zaten malum, duruşları bile, sempatik. Film de ilginç olmuş. Ne çok yerli film giriyor vizyona, ne güzel filmler çekiliyor güzel yurdumuzda değilmi a dostlar...
4. film; 5 Vakit. Reha erdem filmi. Yavaş filmlerden ama 'Uzak' kadar değil! Ben beğendim. Çocuklar üzüldüğünde, doğaya karışmış cansız yatarken çekilen görüntüleri giriyor araya, anlamlı bir metafor eylemiş yönetmen.

5.Newyork, I love you, 15 ayrı yönetmenin çektiği aşk hikayeleri var, tabiki hepsi New yor^k'ta geçiyor, ve bir şekilde hayatlar birbirine değiyor. Zaten bu teknikle film çekmeyen bir biz kaldık. Yönetmenlerden biri de Fatih Akın, oyunculardan biri de Uğur Yücel. Film de eeeehhhh işteeee...
6. ve son The box. Kamuran abladan hazetmiyorum ama, film seyretmeye değer. Bazen gereksiz uzasa da sonunda toparlıyor ve finali için tekrar söylüyorum ki seyretmeye değer.

Seyretmek kolay tabi ama okumaya gelince yavaş kalıyorum, farkındayım. Ayşe kulin in biografilerini çok seviyorum, özellikle de geçmiş dönemleri de anlatıyorsa. Eski istanbul, Osmanlı imp. son dönemleri ve yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti, kalabalık bir ailenin yaşadıkları...

Önümüzdeki ay aynı yerde, aynı saatte...
Bu ayki 'yediğim içtiğim benim olsun, okuduğumu, izlediğimi anlatıyım' köşeme buyrun; Adalet Peşinde diye çevirmişler, nası bişey biliyomusun günlük: Yılmaz Erdoğan bişey söylemişti bi zaman: Filmlerde, kötü adam bi kişi öldürür, iyi adam da kızar, onbeş kişi öldürür diye, işte ondan...





Zindan Adası da pek güzel giriş, gelişme ama sonuçta hayal kırıklığı yarattı, yine de güzel.
Precioaus; acı bir hayat hikayesi. Ömrümü yiyen film. Bir kızcağızın başına hep en kötüsü gelir... Bizde şarkısı var ya hani; Ünzile...
Başka dilde aşk, adı üstünde aşk temalı bir film, benim gibi lakabı kütük olanlar sıkılabilir.